Tortu II: Sanatla Yenilenen Bellek, 27 Nisan 2026 tarihinde Hakan Kaplan tarafından paylaşıldı. Her sergiye erkenden gitmeyi tercih ederim; çünkü kalabalık oluşmadan, sanat eserleri kendi hikâyelerini anlatırken gezmek, detayları daha iyi anlamak için bir fırsat sunar. Bu nedenle, Tortu II sergisinin açılışına da erkenden katıldım. Platform A’ya ulaştığımda, Faruk Pehlivanlı, Elif Pehlivanlı Dündar ve Melis Aydoğmuş, güler yüzleri ve başarılı bir iş ortaya koymanın heyecanıyla beni karşıladılar. Açılış öncesinin heyecanlı telaşı içindeydiler; son dokunuşlar yapılıyor, eserler yerleştiriliyor ve sergi yavaş yavaş kimliğini buluyordu.
Bir sergiyi bu aşamada gezmek, gerçekten özel bir deneyim. Henüz kalabalık oluşmadan, bir fincan kahve eşliğinde eserleri incelemek, arka planları hakkında sohbet etmek benim için günün en keyifli anlarından biriydi. İçeri girdiğimde, zamanın yükünü taşıyan ahşap fıçılarla karşılaştım. Bir zamanlar üretim ve olgunlaşmanın izlerini taşıyan bu fıçılar, şimdi yeni bir anlatımın kapısını aralamaktaydı. Her bir fıçı, zamanın izlerini barındırıyordu; ahşabın damarlarında geçmişten gelen bir tortu ve yüzeyinde yeni bir hayata açılma heyecanı hissediliyordu. Sanatçının dokunuşu sayesinde, eski işlevleri geride kalmış, yerini yepyeni bir kimliğe bırakmıştı.
Bu fıçılar artık sadece üretim sürecinin bir parçası değil; bellek, renk, çizgi ve dönüşümün taşıyıcısı haline gelmişti. Bazı fıçılar renklerle zenginleşirken, bazıları çizgilerle yeni hikâyelere kapı açmış, bazıları ise dokusunu koruyarak geçmişini bugüne taşımıştı. Serginin güçlü noktalarından biri de fıçıların yalnız bırakılmamasıydı; her bir fıçıya, duvarda fıçı kapağı ölçüsünü andıran dairesel bir tuval eşlik ediyordu. Böylece, bir zamanlar üretimin ve olgunlaşmanın bellek taşıyıcıları olan fıçılar, sanatçının dokunuşuyla yeniden dile gelirken; tuvaller de bu dönüşümün duvardaki yansıması gibiydi.
“31 sanatçı, 31 fıçı, 31 tuval” teması, sadece sayısal bir birliktelik değil, aynı zamanda ortak bir hafıza yolculuğu olarak anlam kazanıyor. Tortu II, Ankara, İstanbul, İzmir, Bodrum, Aydın ve Konya’dan sanatçıların katılımıyla daha da zenginleşiyor ve farklı kuşakları, farklı sanat dillerini aynı tema etrafında bir araya getiriyor. Bu yıl sergiye katılan sanatçılar arasında Asiye Sarıoğlu, Aykut Öz, Bala Kavlakoğlu, Baran Kamiloğlu, Bekir Kıraç, Bilal Hakan Karakaya, Burak Erim, Büşra Aktekinoğlu Babat, Cansu Dinç, Cezmi Orhan, Erol Pelioğlu, Fatih Kızılcan, Filiz Pelit, Funda İyce Tuncel, Işın Nur Cicerali, Kadir Öztoprak, Mehmet Ali Doğan, Mehmet Babat, Mehmet Yıldırım, Mihriban Mirap, Mustafa Erol, Mustafa Sönmez, Nihat Kahraman, Nihat Kemankaşlı, Rukiye Epli Dede, Sibel Ünalan, Sinan Dağ, Şeniz Aksoy, Talat Ayhan, Tuğçe Diri ve Umut Karaman bulunuyor.
Bu geniş seçki içinde, rastgele seçtiğim dört eserin önünde biraz daha uzun durma fırsatı buldum. Baran Kamiloğlu’nun “Umut” adlı eserinde, dairesel tuvaldeki karmaşık ve fırtınalı geçiş duygusu, fıçının yüzeyinde sarı, turuncu ve çizgisel hareketlerin arasında daha canlı ve içten bir enerjiye dönüşüyor. Burada umut, sakin bir bekleyişten ziyade kalabalığın içerisinden yükselen bir direnç gibi öne çıkıyor. Bala Kavlakoğlu’nun “Us Yasası” ise daha içe dönük ve katmanlı bir yüzey oluşturuyor; toprağı, pası ve eski haritaların solmuş izlerini andıran tonlar fıçının ahşap gövdesiyle adeta kaynaşmış durumda. Bu eser, sanatçının müdahalesinin yüksek sesle haykırmadığı, aksine yüzeye sızarak izleyiciyi derinlemesine bakmaya davet ettiği bir çalışma. Nihat Kahraman’ın “Yeni Boyut Arayışı” eserinde ise renk daha dinamik ve coşkulu. Dairesel tuvaldeki doğa, ağaç ve figür duygusu, fıçının üzerinde kırmızı, mor, yeşil ve sarı kuşaklarla genişliyor. Ahşap gövde burada yalnızca bir taşıyıcı yüzey olmaktan öteye geçiyor; neredeyse dönen, yaşayan ve mevsim değiştiren bir alana dönüşüyor. Funda İyce Tuncel’in “Karşı Sahilin Yüzleri Serisi” ise serginin figüratif boyutunu güçlü bir şekilde sergiliyor.